7) Hâin Darbe Kalkışması (7/10)

« »

999defa izlendi

2016 yılının temmuz ayında Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan Müslümanlar’a ve yaşadıkları huzurlu ortama darbe vuruldu. Yakın tarihimizin en büyük felaketlerinden olan bu teşebbüsü bütün Müslümanlar topluca reddetmişler ve Müslümanlar’a bir zulüm olarak görmüşlerdir. Bu açıdan huzurluyuz, Rabbimize hamd ediyoruz. Ancak bu gün konuşulmazsa bir daha konuşulmasının anlamı olmayacak bir gerçek var.

Bundan otuz sene önceden beri Müslümanlar’ın dinine de darbe vuruluyordu. Dine darbe vurulurken sessiz kalınıyordu, yönetime darbe vurulunca uyanıverdik. Bir paralel yapıdan söz ediliyor. Devletin paraleli oluşturuldu diyoruz. Otuz seneden beri de dinin paralelini oluşturmuşlardı. Bir paralel din çıkmıştı. Çocukları okullarında üniversite kazanacak diye insanlar bu paralel dine razı olmuşlardı. Cihat yok, zekâtları verince cennet garanti. Kurban hissesi verdin mi İsmail aleyhisselamın kurbanı gibi kurban kabul ediliyor… Bu bir paralel din girişimiydi.

Cihatsız, kâfire karşı refleksi olmayan, Hıristiyan’ı ve Yahudi’yi cennete koyan vb. yeniliklere, aslında onlar da bir paralel din uygulaması olduğu hâlde ses çıkarılmadı. Ses çıkaranlar, “filanca hareketi çekemedin, onun için ses çıkarıyorsun, o makama ulaşamadın da onun için tepki gösteriyorsun” gibi algılandılar. Bugün başımıza gelen bela eğer incelenecek ve bundan bir ders çıkarılacaksa bunları konuşmak zorundayız. Hayır, her zaman yaptığımız gibi, Fransızlar’a karşı büyük protestolar var, artık şu marka araba kullanmayacağız dediğimiz hâlde, bir hafta sonra o protestoların çekilip gittiği gibi bu olayı da içimize sindirecek ve on beş yirmi gün, bilemediniz bir ay sonra bunu dert olmaktan çıkaracaksak eğer, söyleyecek bir söz yok.

Ama bu mikrobun aslını irdeleyelim ve çözelim diyorsak, başımıza bir daha böyle felaketler gelmesin istiyorsak çözülmesi gereken ilk küme sorun şu olmalı: Otuz yıldır paralel din oluşturuluyordu. Evlerinde-yurtlarında kalan öğrencileri camiye bile göndermiyorlardı. Orada başka bir kurumun Müslümanı ile karşılaşır ve mikrop kapar diye. Genci ‘bozulur’ diye. Camilere gençlerin gönderilmeyip esasen bulundukları evler-yurtlar gençlerin beyinlerinin yıkandığı yer olduğu hâlde, onlar üniversite kazandı diye, dersanelerde yüksek puan kazanacaklar diye ses çıkarmadığımız olay, yani paralel din olayı, bugün paralel devlete dönüşmüştür.

Bu paralel devlet de, paralel din de yerini bulacaktı. Şüphesiz ki bizi Allah korudu. Ama tehlikenin tamamen geçtiğini kimse söyleyemez. Beklenmedik bir yerde bu yapıldıysa bundan sonra daha beteri de yapılabilir. Bu teyakkuz hâlimiz hep devam etmelidir. Ama uyanıklığımız birilerine sürekli lanet etme şeklinde olmamalıdır. Hastalığı keşfetmek, nedenleri üzerinde durmak ve çarelerini üretmek gerekiyor. Slogan üreterek, lanetler yağdırarak kendimizi koruyamayız.

İlk tepkimiz lanet etmek, karşı durmak oldu ama otuz senedir Müslümanlar kanatları koparılmış, pençeleri alınmış bir kuşa çevrilen dinimiz bu tahribatı gördüğü zaman neredeydi sorusuna cevap vermek gerekiyor. Otuz senedir paralel din kuruluyor. Otuz senedir, hafız olmasa da Kur’an okuyamıyor olsa da, camiye gitmese de, o dershaneye, o yurda, o okula gidiyor ya… çocuklarımızın hepsi Allah dostu oldu diye düşündük. Erkekliği hadım edilmiş çocukların yetiştirilmesini ümmet-i Muhammed adına kazanç kabul ettik ve zengin ailelerin kızlarını almak için çevrilmiş binlerce alavere dalavereyi anlamamak istedik.

Bir insanı, peygambere bile tanınmayan haklarla donatıp o adamı adeta delirttikten sonra, etrafında kulları kölesi olan insanlar olarak bulunduktan sonra bu geldiğimiz nokta çok normaldir. Bu nokta, eğer bu kadarıyla kurtulmuşsak kurtuluşumuzdur bizim. Din, paraleliyle otuz senedir oyalanıyor.

Necmettin Erbakan’a Allah rahmet etsin. Cihattan söz ettiği, Filistin’i gündeme getirdiği için onu hiç sevmediler. Çünkü cihadı olan, gençleri sokaklarda “Allahuekber” diyen, sadakası ümmet-i Muhammed’e dağıtılan din, kendi arasında çarçur edilen değil; ümmet-i Muhammed’e dağıtılan din onların hoşuna giden din değildi. Paralel bir din çıkarmışlardı. Bu paralel dinle Allah’ın en melun gördüğü Yahudi’ye bile cennet kapısı açmışlardı. Hitler bile onlara göre belki cennetlikti. Hıristiyan’dı çünkü.

Bu gaflet çok pahalıya mal oldu. Onlarca, yüzlerce insanın ‘gereksiz’ yere öldürülmesine sebep oldu. Belki de başımızdaki terör olayları da bu kanla beslendi. Bu gafletten her şeyden önce âlimler de sorumludurlar. Âlimler bu cihat kanatları koparılmış dine karşı, hatta cihat kelimesini kullananların radikal olarak itildiği bu dine karşı uyanık olmalıydılar. İnşallah bundan sonrasını toparlamak da âlimlerin vazifesi olacaktır.

İlgili Videolar